Eskilerde Taksici Olmak | İncelerim İlginç Bilgiler-Sosyal Blog Sitesi

Instagram Videoları Nasıl İndirilir?

Az Çalışıp Çok İş Tamamlamak Nasıl Yapılır ?

Uçakların İçi Neden Soğuktur?

Iphone Gizli Özellik

Eskilerde Taksici Olmak

Hertelden 20 Temmuz 2014
2.514

“Taksimmm-Karakööyyy, Taksimmm-Karakööyyy beklemeden kalkıyor abiler, ablalar”…

Artık bağırmaktan mı yoksa sigaradan mı sesi çatallaşmış olan, dişleri sigaradan sararmış, uzun paltoları ve sıska bedenleri, kafalarına taktıkları ve soğuk havada iyice kulaklarına çektikleri şapkalarıyla, zayıf, belli bir yaşın üzerinde olan dolmuş kahyalarının görüntüleri ve sesi geldi kulağıma.

Dolmuş duraklarının bu vazgeçilmez simaları gün boyu bu şekilde bağırarak yolcu toplamaya çalışır ve sırası gelen dolmuş hareket ettiği an da şöförün camına yaklaşır ve oradan uzatılan sakal’ı (Kahya ücreti) cebine indirirdi.

Konuyu açmadan önce kısa bir araştırma yapmak zorunda hissettim kendimi ve dolmuş ve dolmuşçuluğun İstanbul’dan çıkmış olduğunu öğrendim. Hatta o kadar bize özgü bir işmiş ki Dünya dillerinde karşılığı bile yokmuş.  Ana Britannica’ya göre dolmuş 16. yüzyılın başlarında İstanbul boğazı ve Haliç’te çalışan kayıklar için kullanılmış. Araba dolmuşlar ise 1929 yılında tüm dünya’yı saran ekonomik kriz neticesinde, ulaşımı daha ucuza getirmek isteyen İstanbul’luların bir düşüncesi olarak ortaya çıkmış ve hala da sürmekte.

Uzun burunları ve hantal görünümlerine, küçücük camlarına rağmen içleri sımsıcak olurdu. Nasıl olmasın ki? Daha binerken yolcuların sohbeti başlardı. Çünkü en arka köşeye oturan birinin diğerlerinden önce inecek olması çok sıkıntıya yol açardı ve buna önlem olarak herkes daha duraktayken ineceğe yerin önceliğine göre bir oturma planı yapar ve diğer yolcuları en az rahatsız etmenin hesabına girerlerdi. Şöförler ise günümüzün dolmuşçularından çok farklıydı. Hepsi yaptığı işe önem verir, müşteriye karşı saygılı ve kibar olmaya çalışır, ekmek teknesinin bakımını, temizliğini hiç ihmal etmezdi.

 

İçlerinde en bitirimleri bile; Briyantinli saçları, arkasına basılmış ve illa beyaz çoraplarıyla rugan ve yumurta topuk ayakkabıları, dudaklarının üzerindeki ince bıyıkları, sırtlarındaki deri ceketlerle sanki hepsi bir Ayhan Işık’mış gibi dolaşırlardı. Havalı havalı direksiyonu tutar, vitesi değiştirirken sağ elinle artistlik hareketler yapar ama saygı ve seviyeyi hiç bozmazlardı. Durakta beklerlerken de ellerinde bir bez sürekli olarak arabanın orasını burasını silerler, pırıl pırıl parlayan nikelajları daha da parlatabilmek için çaba harcarlardı.

Arabanın içi de dışından farklı olmazdı. Dikiz aynasından sarkan boncuklar, tespihler, arka camın önüne serilmiş dantel örtüler, ön kaportada toplanan paralar kaymasın diye düzenli bir şekilde serilmiş tertemiz bir havlu ve yabancılık çekmeyeceğimiz bize dair ne varsa bir şekilde o arabanın içinde olurdu.


Değişik markalar vardı. (okunuşları ile) Doç, Desoto, kraysler ama illa Şavrole… Hele bunların bazılarında araba pikapı bulunur, plaklar özenle bir çanta içinde saklanırdı. Cızırtılı da olsa müzik harika gelirdi yolculuklarda. Daha sonra Kartuşlu teypler ve kaset çalarlar devreye girdi. Taş plaklarla başlayan dolmuş müziği daha sonra kasetler devreye girince Ferdi, Orhan, Müslüm olarak şekillenmeye başladı. Hatta bunlar arasında rekabet o kadar artmıştı ki Ferdiciler, Orhancılar ve Müslümcüler olarak gruplara bile bölünmüşlerdi.

1963 Yılında James Bond Filminin Bir Sahnesinde Damalı Taksi

İstanbul caddelerinde dolaşan modelleri ve göz alıcı renkleriye eski dolmuş ve taksiler hemen farkedilirdi. Hatta bu fark yetmezmiş gibi ön kapının çamurlukla birleştiği yerden, hemen camların altından başlayan ve arka camın altından da dolaşarak diğer tarafta ön kapının yine çamurlukla birleştiği yerde sonlanan, kabaca “U” şeklinde sarı siyah damalı kuşaklar ne güzel dururdu.

Neyse biz günümüzün dolmuşlarını bırakıp yine eskilere dönelim. Bindiğimiz dolmuşta şöförün ücret toplaması bittikten sonra kimi gazetesine gömülür, kimi yanındakiyle bir sohbete başlar, kimi ise dolmuşun küçük penceresinden akıp giden İstanbul görüntüsünü seyre dalardı. Şöför ise yanındakiyle ufak ufak, benzin zamlarından bahseder veya arabasının özeliklerini büyük bir gururla anlatır, sağlamlığı konusunda “beni bile gömer” gibisine bilimsel tespitlerde bulunurdu. Bu arada deri koltukların kokusuna karışan benzin ve motor yağı kokusu insanın genzinde hoş bir tat bırakırdı. O zamanlar arabanın orasına burasına takılan koku veren aletler olmadığı için içlerindeki koku da doğal olurdu. Otomobil otomobil gibi kokmalı arkadaş ya!.. Hatta ön konsol parlasın diye gazyağı kullanan şöförler bile vardı ve bu işlemi yeni yapmışsa gazyağının kokusunu keskin bir şekilde hissederdiniz


Madem Dolmuş konusunda nostaljiye daldık “Şoför Nebahat” filmini atlamamamız gerekir. O zamanlar dolmuş şoförlerini en iyi anlatan filmlerden biridir. Nebahat ablanın dışında filmde gececi Neşet tiplemesiyle içlerindeki çürük yumurtalara gönderme yapılırken, büyük bir çoğunluğunu Kadir Savun’un canladırdığı babacan rolde bulabiliriz. 

Yine mi çok uzattım ya? Okudunuz mu peki? E o zaman iyi ki uzatmışım ve buraya kadar okumuşsunuz. Hadi bakalım eksik kalan, unuttuğum veya yanlış anlattığım yerleri sizler tamamlayın veya düzeltin ki benim keyfim daha da artsın.

Şoför nebahat filminden “gececi Neşet kaçar” repliğine gönderme yaparak ben de, “geveze Banemin kaçar” diyorum…

Banemin

 

Taksi ya da Dolmuş, Sultan Ahmet Çeşmesi Önünde
-1920’lerin sonları ya da 1930’ların başları-

Yeni içeriklerden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun.

Etiketler: ,
Kaynak:
Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.